ARŞİV DÜNYASI BÜLTENİ 8. SAYI
& ARŞİV KANUNU RAFA MI KALDIRILDI, MİLLÎ DAVAMIZ OLAN ARŞİVLERİMİZ
Hacı Haldun ŞAHİN
&
PROVENANS SİSTEMİNİN AMAÇLARI VE UYGULANMASI
&
ORTADOĞU
ÜZERİNE SORULAR Mehmet EMRE
&
İNGİLİZ
DEVLET ARŞİVİ’NDE
&
Prof. Dr. Mihai Maxim ile Mülakat
&
YASAKÇI
&
112 Yaşında Sünnet Olan Yusuf’un Arzuhali
&
Bir Falcının (Remmal) Keşifleri İle Hırsızlık Faillerini
Tespite Çalışan Ve Bu Yolda Zanlılara İşkence Eden Sultanhisar Müdürünün
Cezalandırılması İçin Yazılan Fermanın Müsveddesi
&
Çocuklara Ve Hayvanlara Etkili Nazarı İle Zarar
Veren Yusuf Ağa’dan Muzdarip Olan Musul Ahalisinin Arzuhal Ve Mahzarı
&
İkinci Müneccim Yakub’un Gaybi İlimler Ve Kozmoloji İle
Uğraşarak Halkı İfsad Etmesi Sebebiyle Karısı İle Birlikte Girit’e Sürülerek
Müderrislik Defterinden İsminin Kazınması İçin Şeyhülislam Hamidizade’nin
Maruzu
&
Şire Adası’nda Bir Bedende İki Başlı Dört Ayaklı (Siyam
İkizi) Bir Çocuğun Dünyaya Geldiği
&
"Arşivlerimizin Önemi
ve İstanbul’un Fethi Üzerine
&
Belgeleriyle
Osmanlı hoşgörüsü
&
Osmanlı
Arşivleri
Şehir Tarihlerine Işık Tutuyor
& Osmanlı Arşivi’ne UNESCO Sansürü
&
TÜRK ARSİVCİLER DERNEĞİ'NDE OSMANLI TÜRKÇESİ DERSLERİ
ARŞİV
KANUNU RAFA MI KALDIRILDI, MİLLÎ DAVAMIZ OLAN ARŞİVLERİMİZ
H.Haldun ŞAHİN
Eğer tarihin
konusunun kültürler olduğuna, kültürlerin ise dinamik yapılar olduğuna,
dolayısıyla tarihin kültürler hakkında olumlu ya da olumsuz değerlendirmelerde
bulunmak yerine, kültürleri anlamaya çalışması gerektiğine inancımız tam ise, o
zaman dünyanın en büyük “Kültür İmparatorluğu” olan Osmanlı Cihan Devleti’ni
iyi tanımak ve anlamak mecburiyetindeyiz. İşte o zaman mevcut kültürleri
dolayısıyla; dünyayı daha iyi tanımış olacağımızdan hiç kimsenin kuşkusu
olmasın. Bu bakımdan arşivlerimiz, yeryüzüne adaletin, merhametin, ilmin,
irfanın, dürüstlüğün, insan hak ve özgürlüklerinin, devlet geleneğinin en güzel
örneklerini sunmuş olan bir millet için ve bütün modern dünya için fevkalade
değerli ve önemlidir.
Onun için
diyoruz ki, arşivlerimiz milletimizin ve devletimizin geleceğinin teminatıdır.
Böylesine büyük çapta bir arşiv hazinesine sahip olmak şüphesiz temel hedefi
belirlenmiş bir devlet politikasını gerektirmez mi? Elbette gerektirir, 1987
yılına kadar devletimizin böyle bir siyasetinin olduğu söylenemez. Buna
karşılık 1987 yılından itibaren ise devletin arşivlerimizle ilgili gayet müspet
hamleler yaptığı inkâr edilemez bir vakıadır.
Bu tarihe
kadar hem Millî Mücadele ve Mütareke dönemini ihtiva eden Cumhuriyet Arşivi,
hem de Osmanlı dönemi arşiv malzemesini ihtiva eden Osmanlı Arşivi gereği gibi
değerlendirilememişti. Başta Başbakanlık ve diğer kamu kurumlarının teşkilat
yapılarında, Cumhuriyet Arşivi’nin görevini ifa edecek bir hizmet birimi
olmadığı için Cumhuriyet döneminde teşekkül eden arşiv malzemesinin kaderi,
üretildikleri kurumların kendi anlayışlarına bırakılmıştır. 1931’de bir kısım
devlet evrakının Bulgaristan’a hurda kâğıt fiyatına satılması da o günkü anlayışın
eseridir. Oysa ki 1987 yılından itibaren arşivlerde uzman personelin
istihdamıyla; arşivlerimizin neyi ifade ettiğini, neleri kapsadığını hem bilim
çevreleri hem de kamuoyu yakından takip etmeye başladı. Söz konusu bu uzman
kadro hem arşivleri çürümekten, yok olmaktan kurtardı, hem de bilim çevrelerine
veri tabanı hazırladı. Bu gayretler sayesindedir ki; devletin arşivlerimize
bakış açısı değişti. Kısmen milletimiz, ecdadımızın mirasını anlama ve tetkik
etme gayretini göstermeye başladı. Bu maksatla Tüm Arşivciler Derneği’ne
Osmanlıca öğrenmek için onlarca müracaat olmakta. Tabiî ki bu sevindirici bir
durumdur.
İçtimai ve
beşeri ilim alanlarının kuşkusuz ana kaynakları arşivlerimizdir. Bu tarihi
mirasımız bizleri önce yüzyıllarca kader birliği yaptığımız milletlerle, sonra
bütün dünya milletleri ile bilgi ve düşünce alışverişine ve kaynaşmaya
götürebilecek en sağlam, en güvenilir ve en zengin kaynaklardır. Bu zengin
bakiye sadece ülkemiz için değil, bir dönem Osmanlı coğrafyası içerisinde yer
alan ve bilahare ayrılmış olan 43 ülkenin tarihi için de vazgeçilmez
değerdedir.
Bunlar:
|
Arnavutluk |
Gürcistan |
Macaristan |
Suriye |
|
Azerbaycan |
Hırvatistan |
Makedonya |
Suudi Arabistan |
|
Bahreyn |
Irak |
Mali |
Somali |
|
B.Arap Emir. |
İsrail |
Mısır |
Tanzanya |
|
Bosna-Hersek |
Kamerun |
Moritanya |
Tunus |
|
Bulgaristan |
Karadağ |
Nijer |
Uganda |
|
Cezayir |
Katar |
Nijerya |
Umman |
|
Cibuti |
Kıbrıs |
Polonya |
Ürdün |
|
Çad |
Kuveyt |
Romanya |
Yemen |
|
Ermenistan |
Libya |
Sırbistan |
Yunanistan |
|
Fas |
Lübnan |
Sudan |
Devlet-i Aliyye, himayesi altındaki ülkelerle beraber
III. Murad döneminde yaklaşık 20 milyon km2’lik bir alana
ulaşmıştır..
Bu toprakların 2.848.940 km2 si Avrupa'da,
4.815.832 km2 Asya'da, Fas'la beraber 12.237.419 km2 si
de Afrika'da bulunmaktadır.
Yukarıdaki
tablodan da görüleceği üzere, Arap ve Balkan ülkelerinin tarihi kaynakları Türk
arşivlerindedir. Onun için her fırsatta diyoruz ki; Osmanlı arşiv materyalini
dikkate almadan, kullanmadan Ortadoğu, Arap ve Balkan dünyası üzerinde çalışma
yapmak çıkarılacak sonuçları şüpheli kılar.
Yine gerek
yurtdışında gerekse yurtiçinde çarpıtılan tarihi gerçekleri meydana koymak,
yanlış kanaatleri düzeltmek elbette ki milli arşivlerimizin tasnif edilip
araştırmaya açılmasıyla mümkün olmuştur. Arşivlerimiz üzerindeki çalışmaların
iyi planlanıp, hedeflere varılması halinde, Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerinin,
milletlerarası münasebetlerde, Türkiye’nin hak ve hukukunu muhafaza etmesi ve
sağlıklı siyaset üretmesi mümkün olacaktır.
Mamafih, sahip
olduğumuz Misak-ı Millî Haritası’nın bizim siyasi haritamız olduğu
unutulmamalıdır. Bizim, bir de Ruh Haritamız mevcuttur ki, bunu kimse
görmemezlikten gelemez. “Müslüman Türk milletine beslenen sevgiyi; duyulan
muhabbeti, annelerinden emdikleri sütten öğrendiklerini” söyleyenlere asla
kayıtsız kalamayız. O coğrafyaların bütün insanları bizim kardeşlerimizdir. Biz
bir zamanlar; Cihan Devleti’ni hep beraber kurduk, hep beraber yaşattık. Ama
günümüzde bu coğrafya Yahudi emperyalizminin kanlı pençeleriyle kan ve gözyaşı
gölüne dönmüştür. Devlet olarak sözümüzün geçmediği, sesimizin çıkmadığı bu
coğrafyalar bizlere yabancı kılınmış, unutturulmuş. Ortadoğu hemen yanı
başımız. Üstelik adını Türkiye Cumhuriyeti’nin en seçkin üniversitelerinden
birine verdiğimiz, bugünlerde Türk ve dünya kamuoyunun en çok konuştuğu kutsal
topraklar. İnsanın ister istemez aklına hemen şu soru geliyor. Hakikaten bizde,
Ortadoğu Teknik Üniversitesi niye, ne amaçla kuruldu? Adını taşıdığı bu
coğrafyaya ait hangi ilmi ve stratejik tetebbularda bulundu. Doğrusu merak
konusudur. Öyle zannediyorum ki, arşivlerinin incelenmesi durumunda adı geçen
bu üniversitenin Ortadoğu üzerine stratejik araştırmalar yapması, değişik
konularda fikir üretmesi gayesiyle teşekkül ettirildiği hemen anlaşılacaktır.
Ne yazık ki, üniversitemiz yıllar öncesinden yüzünü batıya çevirmiştir.
Bünyesinde, Ortadoğu’yla ilgili adından başka hiçbir şey bulamazsınız.
Oysaki
arşivlerimiz, ihtiva ettiği zengin arşiv malzemesiyle Türkiye Cumhuriyeti’nin
zengin bir kültürel mirasa sahip olduğunu çok açık bir şekilde ortaya
koymaktadır. Bu son derece zengin kültürel miras, ülkemiz için tecrübe ve aynı
zamanda itici bir güçtür. Bu tecrübe ve bilgiler ışığında her alanda atılacak
adımların daha şuurlu daha anlamlı olacağı gibi neticeleri de Türk milleti için
müspet olacaktır.
Peki, 1987
yılına kadar kamuoyunca adeta bir muamma olan, muhtelif köhne mekânların tozlu
raflarında çürümeye terk edilen bu arşiv malzemesini günümüz itibarıyla;
kullanılır hale getiren, depolara taşıyan, çalışıp tasnif eden, okuyup
özetleyen, bilgisayar ortamına aktaran, onlarca yayının altına imza atanlar
kim? Kimler? Yaklaşık yirmi yılını arşivlerde harcamış ve bu alanda ülkemizde
tek kuruluş olan Tüm Arşivciler Derneği Başkanı olarak haykırıyor ve diyorum
ki; bu tarihi mirasın mübeşşirleri kim? Fikir işçileri, ameleleri kim? Değerli
kamuoyu bilir ki, arşiv uzmanları’dır. Onlar Yemen’de, Çanakkale’deki meçhul
askerler gibidir. Bugüne kadar hep birlikte haykırdık, arşivlerimizin geleceği
için, çalışanların mesleki bir statüye kavuşturulması için önceliğimiz “Arşiv
Kanunu”dur. Ama bugüne kadar bizi duyan olmadı. Bizler, sadece AB ülkelerinin
ve ABD’nin ülkemizi köşeye sıkıştırdığı Ermeni Meselesi, Kıbrıs Meselesi ve
Irak’ın işgaliyle birlikte Musul-Kerkük Meselesinde akıllara geldik. Bu durum
bizleri olduğu kadar zannediyorum, arşivlerimizin önemini idrak eden bütün
çevreleri de rahatsız etmektedir. Artık buna bir son verilmesi gerekir.
Anlaşılması son derece çetrefilli olan bu duruma son verecek yegâne adım da hiç
şüphesiz dört başı mamur bir Arşiv Kanunu’nun bir an evvel çıkartılmasıdır.
160 yıldır
modern usullerle mevcut olan arşivciliğimizin 21. Yüzyılda bir türlü
kurumsallaşamamış olması düşündürücü, düşündürücü olduğu kadar hepimizin özlemi
değil midir? Dünya çapındaki arşivciliğimizin artık bir kanuna kavuşturulması,
icra erkinin en önemli görevlerinden biri değil midir?
Bakınız
Karabağ krizi rafa kaldırılmış, Ortadoğu’da Irak, Filistin meseleleri,
Balkanlardaki gelişmeler birbiri ardına dünya gündemine geliyor. Bu gibi
ihtilaflı bölgeler için çözümler üretilebilmesi ise büyük ölçüde
arşivlerimizdeki bilgi ve belgelerin uzmanlaşmış personel marifetiyle ele
alınıp değerlendirilmesi ve Devletimizin değişik birim ve kademelerine
raporlanmasına bağlıdır. Devletimizin milletimizin bekası için bunu yapmak
mecburiyetindeyiz. Buna kayıtsız kalamayız. Kalmamalıyız.
HÜKÜMETİMİZ
DEVLET ARŞİVİMİZİN KURULUŞUNUN 160. YILINDA ARŞİV KANUNU’NU T.B.M.M’DE KABUL
EDEREK ÇIKARTMALI
Kurumumuza
kudret ve itibar kazandıracak olan Arşiv Kanunu’nun bir an evvel yasalaşması
için Tüm Arşivciler Derneği olarak bugüne kadar hep önderlik yaptık, yapmaya
devam edeceğiz. Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü’nün bu alandaki müspet
gayretlerini takdirle karşılıyoruz. Bu büyük bir sorumluluktur, bu sorumluluğun
gereğini herkes hassasiyetle yerine getirmelidir. Hiç kuşkusuz bu alanda
telafisi mümkün olmayacak bir hatadan sadece hata yapan değil, bu hatalara göz
yumanlar da bu milletin nezdinde aynı derece sorumlu sayılacaklardır. Zira, günümüzde
arşivlerimizin önündeki en büyük engel, bu mesleğin yasal dayanaklardan yoksun
olmasıdır.
Bu yılın
Mayıs, Haziran aylarında üzerinde sıkça konuşulan, T.B.M.M. bünyesindeki Milli
Eğitim ve Adalet Komisyonlarına sevk edilen adı geçen komisyonlarda görüşülen
“Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Kanunu Taslağı” neden Meclis Plan ve Bütçe
Komisyonu’nda görüşülerek Meclis gündemine alınmamıştır? Bu soru herkes için
bir muamma. Bizler, bu tasarının T.B.M.M gündeminin yoğunluğundan ya da daha
önemli kanun tasarılarının görüşülmekte olduğundan ertelendiği şeklindeki bir
görüşe inanmak istemiyoruz. Değerli yasa yapıcıları sizleri, modern dünyanın
gelişmiş, saygın ülkelerini incelemeye davet ediyoruz. Bakınız, günümüzde
gelişmiş olan ülkelerin tamamı başta İngiltere ve Fransa olmak üzere birçok
ülke arşiv konusuna gerçek manada değer ve önem vermekte, arşivlerin devletin
hazinesi olduğuna inanmaktadırlar. Bizde ise herkes inanmış gibi gözükmektedir.
Yeryüzünde
etkin bir devlet olma yolunun müktesebatımıza sahip çıkmak ve onu anlamaktan
geçtiğini, küresel dünyada son zamanlarda cereyan eden hadiseler bütün
çıplaklığıyla ortaya koymuştur.
İLMİYYE
CAMİASI İMZALARINA SAHİP ÇIKMALI
Türkiye
Cumhuriyeti Başbakanlık ve ona bağlı Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü
tarafından 20-21 Nisan 1998 tarihleri arasında başkent Ankara’da tertip edilen
I. Millî Arşiv Şûrası’na değişik çevrelerden bir çok ilgili iştirak etmiş,
arşivciliğimizin mevcut durumu ve geleceğine ait birçok konu tartışılmıştır.
Şûranın sonunda ise, Türkiye Cumhuriyeti’nin seçkin üniversitelerine mensup,
çok değerli ilim adamları aktif rol alarak Şûra Sonuç Bildirgesi’ni kaleme
alarak altına imza atmışlar ve bu işin takipçileri olacaklarını deklare
etmişlerdir.
I. MİLLİ ARŞİV
ŞÛRASI GENEL KURUL KARARLARI
Şûra Genel Kurulu
iki günlük çalışmaları sonucunda aşağıdaki kararların ilgisi ve gereği için
Başbakanlığa arzına oybirliği ile karar vermiştir:
I. MEVZUAT
1.
Türkiye’deki bütün kamu kurum ve kuruluşları ile özel ve tüzel kişilerde
bulunan arşivler için geçerli olacak ve çalışma, saklama, belge çoğaltma,
okuyucuya sunma vb. hizmetleri düzenleyen bir “MİLLÎ ARŞİV KANUNU”
çıkartılmalıdır.
2. “Millî
Arşiv Konseyi” kurulmalıdır.
3. Devlet
Arşivleri Genel Müdürlüğü bünyesinde döner sermaye kurulmalıdır.
4.“Millî Arşiv
Şûrası” en geç dört yılda bir toplanmalıdır.
5. Kamu kurum
ve kuruluşlarının ortak bir evrak yönetimi programı uygulayabilmeleri için
buralarda öncelikle Arşivcilik mezunlarının istihdamı için “arşivci” unvanlı
kadro ihdas edilmelidir.
6. Devlet
Arşivleri Genel Müdürlüğü’ne bağlı, çalışma şartları ve düzeni bu kurum
tarafından düzenlenen bölge arşiv müdürlükleri kurulmalıdır.
7. Şer’iyye
sicillerinin tamamı Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü’ne devredilmelidir.
8. Yurtiçi ve
yurtdışındaki Türk arşiv envanteri hazırlanmalıdır.
9. Arşivler,
hafta sonlarında araştırmacılara açık tutulmalıdır.
II. BİNA
1. Osmanlı
Arşivi hizmetini sürdürdüğü mevcut binalarda elverişsiz şartlardan dolayı yok
olma tehlikesi ile karşı karşıyadır. Bu sebeple acilen bir “Arşiv Sitesi”
yapılmalıdır.
2. Devlet
Arşivleri Genel Müdürlüğü makamı İstanbul’da olmalıdır.
III . PERSONEL
1. Devlet
Arşivleri Genel Müdürlüğü Teşkilât ve Kadro Kanunu çıkartılmalıdır. Sözleşmeli
olarak çalışan personelin hizmet süreleri değerlendirilmelidir.
2. Genel
Müdürlük bünyesinde “arşiv uzmanı” statüsü ihdas edilerek mevcut personelin
meslekî alanlarında tez hazırlayarak uzmanlık kadrolarına geçilmeleri
sağlanmalıdır.
3. Personele
“iş riski”, “temininde güçlük çekilen personel”, “Osmanlıca dil tazminatı” ve
“fiilî hizmet zammı” verilmelidir.
4. Arşiv
çalışma mahallerinin özellikleri dikkate alınarak personel periyodik sağlık
kontrolünden geçirilmelidir.
5. Devlet
Arşivleri Genel Müdürlüğü üniversiteler, diğer araştırma kurumları ve özel
sektörle eğitim, araştırma ve teknoloji alanlarında yakın iş birliğine
girmelidir.
IV.
BİLGİSAYAR, KOPYALAMA VE YAYIN
1. Devlet
Arşivleri Genel Müdürlüğü, arşivcilikle ilgili pratik ve bilimsel yayınlar
hazırlamak, kurslar ve seminerler düzenlemek suretiyle kamu kurum ve
kuruluşlarına teknik yardımda bulunmalıdır.
2 “Arşiv
Otomasyon Projesi” bir an önce uygulanmalıdır.
3. Devlet
Arşivleri Genel Müdürlüğü diğer kurumlar ve arşivle ilgilenen araştırmacılara
yönelik olarak süreli bir yayın çıkarmalıdır.
I.
Milli Arşiv Şûrası” Genel Kurul Kararlarını imzalayan öğretim üyelerinin
listesi,
Prof.
Dr. Ethem Ruhi FIĞLALI, Prof. Dr. Atilla ÇETİN, Prof. Dr. Azmi SÜSLÜ, Prof. Dr.
Nezihi AYKUT, Prof. Dr. Nejat GÖYÜNÇ, Prof. Dr. Mustafa AKBULUT, Prof. Dr.
Durali YILMAZ, Prof. Dr. Mübahat KÜTÜKOĞLU, Prof. Dr. Melek DELİLBAŞI, Prof.
Dr. Özer ERGENÇ, Prof. Dr. Mehmet İPŞİRLİ, Prof. Dr. Ercüment KURAN ve Prof.
Dr. Yusuf HALAÇOĞLU
Bu imza sahiplerinden vefat eden hocalarımıza Allah’tan
rahmet, emekli olanlarına uzun ömürler dileriz. Aradan geçen bunca zamana
rağmen ne Türkiye Cumhuriyeti Hükümetleri ne de kıymetli hocalarımız yukarıdaki
Şûra Sonuç Bildirgesi’nde yer alan hiç bir hususa sahip çıkmamışlardır. Buradan
hem hükümetimizin saygı değer temsilcilerini, hem de üniversite camiasını bu
meyanda Türk arşivciliğinin geleceği için son derece ehemmiyet arz eden Arşiv
Kanunu’nun behemehal çıkması yönünde gayrete davet ediyorum.
Zira,
günümüzde arşivlerimizin kurumsallaşamamasının önündeki en büyük engel, bu
mesleğin yasal dayanaklardan yoksun olması, çalışanların bir statüye
kavuşturulmaması, mesleğin içinden gelenlerin hiyerarşide yer almaması, belli
mevkilerin kategorik düşünce alışkanlığından kurtulamamış olması, farklı
düşünenlerin reaksiyoner olarak nitelendirilmesidir.
Türklerin
millî terbiye, sosyal ve iktisadî seviyelerinin ilerleme ve yükselmesine Türk
milli kültürünün tekamülüne çalışmak, bu millete ışık olmak, geçmişteki
başarılarımızla bugünkü başarısızlıklarımızı ortaya koymak her Türk evladının
bir görevidir. Biz arşiv çalışanları da, bu bilinç ve şuurla, mesleğimizi
kemâl-ı sadakatle ifâya gayret etmenin yanında, yaşadığımız ve yaşamakta
olduğumuz buhranı aşmanın yollarını keşfetme gayreti içerisinde olan
insanlarız. Onun için mezkur sıkıntıların giderilmesi veya giderilmesine
yardımcı olunması, hiç kuşkusuz devlet arşivlerinin daha sistemli ve verimli
hale gelmesini sağlayacaktır.
Bununla
beraber, günümüzde artık Türk kamuoyu, arzusu dışındaki baskı ve tesirlerle
ülkenin gelişme ve kalkınmasına sebep olan gecikmenin tarihimizi ve mazimizi
anlamamaktan kaynaklandığını anlamakta güçlük çekmeyecek kadar ileri bir sevide
bulunmaktadır.
PROVENANS SİSTEMİNİN AMAÇLARI VE UYGULANMASI
“Arşivci
provenans prensibini uyguladığı takdirde, görünüşte araştırıcıların aleyhine
çalışıyormuş gibi gelebilir. Çünkü araştırmacıların isteği belgelerin konuya
göre tasnif edilmesi ve tanımlanmasıdır. Araştırmacılar sınıfı olan tarihçiler
hemen hemen her zaman belgelerin bu şekilde tasnif edilmesini ve tanımlanmasını
isterler. Eğer bir arşivist belgeleri tarihçilerin özellikle ilgi duyduğu
konulara göre tasnif ederse onların takdirini toplayacaktır, ama böyle yaparak
dokümanter malzemenin tam anlamıyla tarihi araştırmaların hizmetine
sunulmasında başarısız olacaktır.”
T.R. Schellenberg
Provenans sistemi
uygulanmaya konulmadan önce, arşivcilik uygulamalarında kullanılan sistematik
(konu esaslı) ve kronolojik (tarih esaslı) sistemler, belgelerin bilgi ve belge
değerlerini ortadan kaldırmış, içerikleri tam bilinmeyen evrak yığınları
oluşturmuşlardır. Bu durum arşivcileri yeni sistem arayışlarına yöneltmiştir.Bu
arayışların neticesi olarak, düzenleme faaliyetine rehberlik etmek amacıyla,
iki temel ilke benimsenmiştir. Her iki ilke de arşivcinin belgelerin doğal
düzenini koruma ve onu izleme varsayımına dayanmaktadır.
İlk prensip on
dokuzuncu yüzyılda Fransız ve Prusyalı arşivciler tarafından geliştirilen ve
1841 yılında Fransız arşivlerinde uygulamaya konulan provenans sistemidir.
Provenans sistemi belli bir üretene ait belgelerin, diğer üretene ait
belgelerle karıştırılmaması gerektiğini, daha basit bir ifade ile, belgelerin
onları üreten kişilere, kurumlara, bürolara, ya da yönetimsel birimlere bağlı
olarak bir arada tutulması gerektiğini ifade eden kavramdır. Arşiv Terimleri Sözlüğünde provenans ilkesi: ”Aynı provenansa sahip evrakların/arşivlerin
başka provenansa sahip olanlarla karıştırılmaması gerektiğini öngören temel
ilke. Fonlara saygı olarak da anılır. Asli
düzene saygı ilkesini de içerecek şekilde genişletilmiştir.”[1] olarak tanımlanmıştır.
Provenans ilkesi ile
paralel zamanlarda ortaya çıkan bir diğer ilke ise asli düzene saygı ilkesidir. Belgeleri üreten, bir araya getiren
kişi ya da kurumun uyguladığı düzen içinde saklanmaları gerektiğini belirten
orijinal düzendir.[2].
Provenans ilkesi
zamanla asli düzen ilkesini de kapsayacak şekilde genişletilmiştir. Böylece
provenans sisteminin iki ayrı yapısı oluşmuştur. Birincisi belgeyi üreteni
ifade eden dış yapı, ikincisi belgenin üretilirken aldığı düzeni ifade eden iç
yapıdır. Sistem arşivciye dış yapı hakkında müdahale hakkı tanımazken, iç yapı
üzerinde müdahale hakkı vermektedir.
Ülkemiz arşivlerinde
provenans sisteminin uygulanmasına, 1936 yılında Macar arşivist Dr. Lajos
Fekete’nin, Osmanlı Arşivi ve Topkapı Sarayı Arşivi’nde yapmış olduğu tasnif
çalışmalarıyla başlandığı kabul edilmektedir. Ancak gerek Osmanlı dönemi,
gerekse daha önceki Türk- İslam medeniyetlerine ait arşivlerde, bazı dönemlerde
provenans sisteminin temelini oluşturan kaynağı koruma şartına uyan
uygulamaların gerçekleştirildiğinin izlerine rastlamak mümkündür.[3]
Provenans sisteminin
uygulanmasında gerek ülkeler arasında gerek aynı ülkenin değişik arşivlerinde,
ülkelerin yönetim sistemlerindeki farklılıklardan ve sisteme ait kavramların
farklı yorumlanmasından dolayı sistemin bazı aşamalarında farklılıklar ortaya
çıkabilmektedir. Bu durumun ortadan kaldırılmasına yönelik uluslararası arşiv
toplantılarında, sistemin farklılıklarını ortadan kaldırmaya yönelik çalışmalar
sonucunda bazı standartlar oluşturulmuştur.[4]
Bu çalışmalar
çerçevesinde sistemi, ilgili mevzuatları göz önüne alarak, ülkemiz arşivlerinde
ortak bir yönteme kavuşturulmasına yönelik, örneklerle uygulamaya çalışacağız.
Arşivci sistemi
uygulamadan önce, sistemin uygulanma amaçlarını kavramalı ve bu amaçlara bağlı
kalmalıdır.
1.
PROVENANS SİSTEMİNİN UYGULANMA AMAÇLARI
a)Arşiv belgelerinin ispat değerini
korumak
Arşiv belgelerini
diğer kaynaklardan ayıran en önemli özellik, şahsi görüş ve fikirlerden uzak
olmasıdır. Bu yüzden tarafsızdırlar. Bu tarafsızlığı onlara tam güvenirlilik
statüsü kazandırmıştır. Bu statünün korunabilmesi kaynağının korunabilmesine
bağlıdır. Provenans sistem belgeleri üreten kaynağı korumakla birlikte, kaynağa
daha önceden yüklenmiş olan fonksiyonların doğal verilerini araştırmacılara
sunabilmektedir.
b)Belgelerin toplu olarak ele alınmasını
sağlamak.
Belgeler belli
faaliyetler sonucunda bir araya getirilmiş olup, aynı faaliyetler sebebiyle bir
bütün olarak saklanmaktadır. Bu belgeler herhangi bir tasnif sistemine göre
birbirinden ayrılıp, yeniden düzenlenirse, belgelerin kaynaklarına ve
dolayısıyla oluşturulmalarına ilişkin deliller ortadan kaldırılmış olacaktır.
Bir bütünün parçalarından biri olan tek bir dokümanın önemi ve değeri ancak
parçası olduğu diğer dokümanlarla beraberken belirlenebilir. Provenans
sisteminin uygulanmasıyla belirli bir kaynaktan gelen veya belli bir faaliyet
sonucunda teşekkül eden belgeler belirli düzeylerde (seri, alt seri, dosya) ele
alınıp değerlendirilebilir.
c)Tasnif
işlemlerini kolaylaştırmak
Provenans
prensibi tasnif çalışmaları için kesin talimatlar verir. Buna göre arşivci
malzemenin kaynağını araştırır, kaynağın teşkilat yapısı ve faaliyetlerini
belirler. Faaliyetlerin sonucunda oluşmuş belgeler gruplar ve seriler halinde
tasnif edilir.
d)Belgelerin tanımlanmasını kolaylaştırmak.
1910 yılında Brüksel’de
yapılan Milletlerarası Arşivistler ve Kütüphaneciler Kongresi’nde “arşiv
belgelerinin envanterlerinin hazırlanması ve tasniflerinin yapılması için
provenans prensibinin kabul edilmesi” karara bağlanmıştır.[5]
Kurum ve uruluşlar
önceden belirlenmiş faaliyetleri yürütmek üzere kurulurlar. Söz konusu
faaliyetler ve düzeyleri tespit edilebildiği takdirde, bunların ürettikleri
malzemeler bu faaliyetler esas alınarak değerlerine uygun tanımlanabilir.
2.
PROVENANS SİSTEMİNİN UYGULANMASI
a) Açık fonlarda
provenans siteminin uygulanması
Sistemin doğru
uygulanabilmesi, sisteme ait kavramların karşılığı olan düzeylerin doğru tespit
edilmesi ile mümkündür. Sisteme ait bu kavramların en üst düzeyinde bulunan “fon” kavramıdır. Bu kavramın ifade
ettiği anlam “Belirli bir kişi, kurum
veya örgütlenmenin faaliyet ve işlemlerinin yürütülmesi sırasında biriken
evrak/arşiv kütlesidir[6] Provenans
sisteminin temelini oluşturan fon kavramı tanımından da anlaşılacağı üzere
organik bir bütünü ifade etmektedir. O zaman ilk aşamada bu bütünün başlangıç
düzeyini ve alt organik düzeylerini ve bu düzeylere ait faaliyetleri tespit
etmemiz gerekmektedir.
Örneğin; Hacı Emiroğlu ailesine ait olan bir arşivin
düzeylerini tespit edelim:
FON DÜZEYİ: Hacı Emiroğlu Ailesi Arşivi
ALT FON DÜZEYİ: Hacı Emir Bey'in malzemeleri
ALT FON DÜZEYİ: Hacı Emiroğlu Bayram Bey'in malzemeleri
SERİ DÜZEYİ: Hacı Emir Bey'in mektupları
SERİ DÜZEYİ: Hacı Emiroğlu Bayram Bey'in hayır işleri
ALT SERİ DÜZEYİ: Hacı Emir Bey'in özel mektupları
ALT SERİ DÜZEYİ: Hacı Emiroğlu Bayram Bey'in yoksullara
yardımları
DOSYA DÜZEYİ: Hacı Emir Bey'in Bayram Bey'e mektupları
DOSYA DÜZEYİ: Hacı Emiroğlu Bayram Bey'in aşevleri
kurması
UNSUR/BELGE DÜZEYİ: Hacı Emir Beyin Bayram beyi kutlaması
UNSUR/BELGE DÜZEYİ: Hacı Emiroğlu Bayram Bey'in Ordu da
aşevi açması
Söz
konusu arşiv bir devlet yapılanması ise, arşivcinin bu durumda yapması gereken
mesleğini oluşturan teorilerin bir parçası olan; mevzuat bilgisi, teşkilat
tarihi, diplomatika bilgilerini devreye sokmaktır. Buna göre tespitlerimizin
ilk aşaması şu şekilde olacaktır.
Yapılanmayla ilgili kuruluş kanunları incelenerek
teşkilat düzeyleri ve bu düzeylerin yerine getirmekle yükümlü oldukları
faaliyetleri belirlenir. Bu durumu örnekleyecek olursak; söz konusu evrakın
Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğüne ait olduğunu tespit etmiş olalım.
Yapılanmanın kuruluş kanununu incelememiz gerekecektir. Buna göre tespitlerimiz
şu şekilde olacaktır.
FON DÜZEYİ:
Bayındırlık ve İskan Bakanlığı
ALT
FON DÜZEYİ: Devlet Su İşleri Gn.Md.
SERİ
DÜZEYİ: 2..Bölge Md
ALT
SERİ DÜZEYİ :İdari İşler Şube Müdürlüğü
DOSYA
DÜZEYİ: Arşiv İşleri
UNSUR/BELGE
DÜZEYİ: 2005 yılı imha onayı
Ülkeler
evrak yönetim sistemini oluşturmuşlarsa, evrakın oluşumunda, hiyerarşik konumları
ve faaliyetleri önceden kodlarla belirlenmiş olacaktır. Bu durumda arşivci bu
kodları dikkate alarak uygulama yapabilir. Ülkemizde devlete ait evrakın oluşum
kurallarına yönelik çalışmalar yapılarak, bu hususta belirli standartlar
oluşturulmuştur. Yukarıda belirtilen düzey ve faaliyetleri evrak üzerinde
görmek mümkündür. B.09.1.DSİ.1.02.73-805-03 olarak evrakın sol üst
köşesinde göreceğimiz kodlamalar fon’un organik yapısını ve bu organik yapının
bir parçasının faaliyetini ifade etmektedir.
Örnek:B.09. Bayındırlık ve İskan Bakanlığı
1:Bağlı Kuruluş
DSİ. Devlet Su İşleri Gn. Md.
1: Bölge
O2: 2.Bölge Md
73:İdari İşler Şb.Md.
805.03:İmha İşlemleri
Yukarıda düzeyleriyle örneklenen yapısal bütünlüğe (fon)
ait belgeler herhangi bir kaygıyla başka bir fonla karıştırılmamalıdır. Ayrıca
fon’un kendi içerisindeki alt yapılanmalara ait evraklar da birbirine
karıştırılmamalıdır.
Evraklar önceden belirlenmiş bir dosya planı çerçevesinde
oluşturulmuşlar ise; dosyalar kronolojik bir düzen içerisinde kutu veya klasörlere,
sıra numaraları verilerek yerleştirilir. Konuldukları klasör ve kutuların
nitelendirilmelerinde, dosyaların provenansı (aidiyeti), dosya numaraları
(varsa daha önceden belirlenmiş numaralar), ardışık sıra numaraları,
üretildikleri yıl veya yıl grupları belirtilir
Dosyalara erişim vasıtalarının hazırlanması yukarıda
belirtilen hususlara bağlı kalarak gerçekleştirilmelidir. Çünkü bir belgenin ne olduğunu tam olarak tanımlayabilmemiz için, onu
kimin ürettiğini, hangi şartlar altında üretildiğini, hangi işlemler sonucunda
üretildiğini, kime gönderilmek üzere üretildiğini, veya kimden geldiğini ve
dokümanın bize nasıl ulaştığını kesinlikle bilmememiz şarttır.[7]
Daha önceden hazırlanan dosya planları
çerçevesinde oluşan dosyalara girmesi gereken belgeler bazen bu dosyalara
girmez ve erişimi güç hale gelebilir. Çünkü
evrak kayıt aşamasında yanlış kodlanabilir. Örneğin 805.03 kodunu alması
gereken belge evrak kayıt memurunca 905.04 olarak kaydedilebilir. Belge yönetim
sisteminin oluşturulması ve sistemin denetimi konusunda arşivcilik mesleğinin
günümüzde belge yönetimi aşamasına müdahalesi kaçınılmaz hale gelmiştir.
Arşivciler kendileri dışında hazırlanmış bir dosyalama
sistemini arşivde de uygulamadan önce;
Fonları oluşturacak bütün dokümanları kapsadığından emin
olmalıdır.
Fonlara saygı prensibine uygunsuz bir durumun
olmadığından emin olmalıdır.
Dosyalamanın hangi dönemlerde uygulandığını bilmelidir.
Belgeler üretilmeleri esnasında, bir dosya planı çerçevesinde
üretilmemişlerse, arşivci düzenleme esnasında, ilgili fonun düzeylerini ve
faaliyetlerini tespit etmek suretiyle
dosyalama işlemini yapabilir. Burada dikkat edilmesi gereken hususlar fonun
düzeylerine yasal olarak yüklenmiş faaliyetleri dışında sınıflandırmalarda
bulunmamak, asli düzeni (iç düzen) belirli mevzuatların gereğince oluşturulmuş
ve içlerinde değişik konulara ait belgeler bulunan dosyaları (ihale dosyaları
vb) parçalayarak, belgelerini başka dosyalara dahil etmemektir.
Arşivci
provenans sistemini açık fonlara uygularken bir çok problemle karşılaşabilir.
Çünkü elindeki malzeme sadece bütüne ait bir parçadır. Diğer parçası bürolarda
yada daha üretilmemiştir. Bu süreç içerisinde yapısal değişiklikler, ilga
edilme, özelleştirilme gibi bir çok durumla karşılaşılması söz konusu
olacaktır. Bu problemleri ve yapılması gerekenleri örnekleriyle açıklayacak
olursak;
İki ayrı fonun yetkilerinin yeni bir
fona devredilmesi
Örneğin; Kültür Bakanlığı ve Turizm Bakanlığı iki ayrı fon iken birleştirilerek
Kültür ve Turizm Bakanlığı adı altında yeni bir fon oluşturulmuştur. Bu durumda
bu iki bakanlık alt fon düzeyine gelmişlerdir. Arşivci, bu düzenleme ile ilgili
mevzuatı inceleyerek, düzenlemenin yapıldığı tarihi kesin olarak tespit etmelidir.
Düzenlemenin yapıldığı tarihten sonraki oluşumu yeni bir fon olarak
değerlendirmeli, önceki fonları kapalı saymalı ve tanımlama vasıtalarında
süreçle ilgili bilgileri belirtmelidir.
Bir fonun alt düzeylerinden herhangi
birinin yetkilerinin başka bir fona devredilmesi.
Örneğin, Türk Telekom Genel Müdürlüğüne ait Telsizler Müdürlüğünün, Kıyı
Emniyeti Genel Müdürlüğüne devredilmesi. Bu durumda Telsizler Müdürlüğünün
Telekom’daki düzeyi kapalı sayılmalı, Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğünde oluşacak
belgeleriyle karıştırılmamalıdır.
Devlete ait bir fonun yetkilerinin
özele devredilmesi.
Örneğin; TÜPRAŞ devlete ait bir kurum iken, özele devredilmiştir. Bu
durumda devlete ait olan bölüm ayrı bir fon olarak değerlendirilmelidir. Ancak
TÜPRAŞ kuruluş amaçlarına uygun faaliyetleri özelde de devam ettirdiğinden,
kuruma ait sürecin bütününün araştırmacılar açısından önemi tartışılamaz. Bu
yüzden ülkelerin arşiv kanunlarında özel arşivlerle ilgili düzenlemeler bu tip
malzemenin de gelecekteki önemi göz önünde bulundurularak yapılmalıdır.